Save 15% on Plus & Awesome accounts now! Upgrade now

nuro aksoy

Nuro Aksoy; Öğrendiğim Sürece Amatörüm

Kimsiniz sorusuna verdiği kısa ama net cevapla gizemli kişiliğini gözler önüne seren Nuro Aksoy, sevinçlerini, hüzünlerini, umutlarını kısaca hayata dair her şeyi fotoğraflarla anlatmayı seçenlerden. Yüreğindeki sevgiyi deklanşöre her bastığında fotoğraftaki ışığa dönüştüren Aksoy, mesleğindeki başarısını “görmeye başlamakla” bağdaştırıyor. “İç dünyamda, zihnimde, yapmak istediğim işte kendimi arayan biriyim” diyen Aksoy, köyünde çektiği ilk fotoğrafı, askerde “foto” lakabını nasıl aldığını, Ağrı’dan İstanbul’a uzanan fotoğrafçılık serüvenini, ilk albüm kapağı çalışmasını ve sekiz yılı aşan çalışma hayatındaki birçok detayı meraklıları için anlattı.

Konuşmaya sizi tanımakla başlayalım Nuro Aksoy kimdir?
— Nuro Aksoy kimdir. Ben hep şöyle tanımlarım Nuro Aksoy sadece kendisini ve kim olduğunu arayan biridir. Kendimi iç düşüncelerde, zihnimde ve yapmak istediğim işte arıyorum. Bulduğum zaman ne olduğumu bende açıklayacağım ama hala aramaktayım.

Gerçek isminiz Nuro olmadığı halde bunu kullanıyorsunuz. Nuro’nun hikâyesini anlatır mısınız?
—Gerçek ismim Nuri ama köyde herkes Nuro diye seslenirdi. Küçükken çok üzülürdüm “Nuro aşağı Nuro yukarı” denilince. Büyüyünce Nuri dediler. Bu defa da ben Nuri’ye tepkili yaklaşıp Nuro kalsın dedim. Başka kimsede olmayan bir isim ve soy ismini bir araya getirdim ve marka oldu.

İLK MAKİNAMI ABİM ALDI

Hayatınızın dönüm noktası olan ve onu değiştiren fotoğrafçılığa nasıl başladınız?
—1992 de Ağrı’da abim bir gün bana “Sana ne alayım” dedi. O zamanlar naylon fotoğraf makineleri vardı, çekim yaptığın zaman üzerine tarih atan. Bende abimden bu fotoğraf makinelerinden bir tane istedim. İlk makinemi böylece aldım. Çektiğim ilk kare de köydeki evimiz oldu. Sonbahardı, inanılmaz renkler vardı. Ağaçlar, su, suya yansıyan evin gölgesi fotoğrafa yansımıştı. Bu da inanılmaz hoşuma gitti. Bu tarihten sonra fotoğraf çekmeye başladım. Sonra askere gittim ve orada kendi makinemi satın aldım. Bir Canon T50. Askerdeyken bana “Foto” diye seslenirlerdi. Fotoğrafçılığa o zaman başladım.

“Fotoğrafı geçmişe dönüş olarak tanımlayabilirim. Çocukluğunda çekilmiş bir fotoğrafa yıllar sonra baktığında o anı tekrar yaşamak bu fikrimi kanıtlıyor olsa gerek.”
Fotoğrafçılık eğitimi aldınız mı? Profesyönel olarak fotoğraf çekimine ne zaman ve nasıl başladınız?
— Askerden sonra İstanbul’a geldim ve amatör fotoğrafçılık hakkında İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’nde (İFSAK) kısa bir temel eğitim aldım. İlk profesyönel çekimlerime ise 2004 yılında sanatçıların albümleri için çektiğim fotoğraflarla başladım. İlk çalıştığım sanatçı Çetin Oraner oldu. Bu çalışma için talep benden değil Çetin Oraner’den geldi. Bana gelip bu albüm için nasıl bir fotoğraf çekebiliriz diye sordu. Bende ona ben fotoğraflarını çekeyim çok güzel olacak dedim ve çektim. 8 yıldır sadece albüm tasarımı üzerine çalışıyorum aynı zamanda sanatçıların fotoğraflarını çekip albüm grafiklerini yapıyorum.

Çalışma hayatı boyunca önemli başarılara imza atan bir sanatçı olarak geriye dönüp baktığınızda iş hayatınızla ilgili neler söyleye bilirsiniz?
—İş hayatında en çok kendimi tekrarlamaktan korkuyorum. Amatör ruhla başladığın her işten çok daha ayrıntılı çok daha iyi fikirler çıkar. Profesyönelim dediğin zaman orada tekrarlar başlar. Bende hiçbir zaman profesyönelim demiyorum, öğrendiğim sürece amatörüm. İnternet ve dijital dünyanın gelişmesiyle inanılmaz fikirler gelişti, bu sürecin gerisinde kalmak insanı rahatsız ediyor. İnsanı ezen bir şekilde gelişen bu duruma yetişmek için sürekli öğrenmeniz gerekiyor.

FOTOĞRAF ÇEKMEK ALGILARI ARTTIRIYOR

Mesleki bir getirinin dışında bir değerlendirme yaptığınızda fotoğraf çekmek size neler katıyor?
—Fotoğraf çekmek algılarımı artıyor yani bakış açımı değiştirmeme yardımcı oluyor. Geniş bir pencere içerisinde neler olması gerektiğini düşünüp bir kareye neler sığdırabileceğimin farkındalığına varıyorum. Bu kareye küçücük bir nokta da sığdırabiliriz kocaman bir dünya da sığdırabiliriz. Amaç o kareye nasıl bir yön vermeye çalıştığımızla alakalı bir durum. Kısacası insan bedeniyle ve ruhuyla yaptığı işi bütünleştirince çok daha farklı şeyler üretmeye başlıyor.

Türkiye’deki fotoğraf sanatını nasıl değerlendiriyorsunuz kendinize örnek aldığınız bir isim var mı?
—Eskiden Avrupa’da herkesin evinde bir fotoğraf makinesi bulunurken Türkiye de sadece fotoğrafçılarda vardı. Bu çok büyük bir eksiklikti. Gelişen teknolojiyle beraber cep telefonları, dijital fotoğraf makineleri o kadar arttı ki şimdi amatörler bile çok pahalı fotoğraf makineleri kullanıyor. Buradan şu sonuca ulaşmak mümkün: Fotoğraf çekmek insanlara git gide büyüyen bir sevgi aşılıyor. Bu sevgi estetiği bir anlamda öne çıkartıyor. Algıları değiştirirken, renklerin tanınmasını ve ışığın nasıl kullanılacağını öğretiyor. Bu durum belki de bizim gibi fotoğrafçılara ihtiyacı azaltacak ama onların algılarının değişmesi bile bize büyük haz verecektir.
Kendime örnek aldığım bir isim var mı sorusuna gelince doğrusunu isterseniz ben hiç bir zaman bir isim peşinde dolaşmadım. Çünkü şu fotoğrafçı veya bu fotoğrafçı demek çok yanlış olur. Günümüzde çocuklar dahi çok iyi fotoğraf çekebiliyor. Hayranlıkla izlediğim hatta ben neden böyle bir fotoğraf çekemedim diye kıskandığım kareler vardır. Ben fotoğrafçılığın eğitimle değil de sevmekle alakalı bir iş olduğunu düşünüyorum. Belki de fotoğrafçılığa kariyer olarak değil de daha çok sevdiğim işi yapabilmek adına baktığım için böyle düşünüyorumdur. Benim için önemli olan şey fotoğrafı çekerken güzel çekebilmek ve onu bir üst noktaya taşıyabilmek.

Günümüzde dijital makinelerle ve teknolojik gelişmelerle görsel harikalar yaratılıyor ama usta fotoğrafçılar en iyi çekimin anolog makineyle yapıldığına inanıyor sizin bu konudaki fikriniz nedir?
—Analog makinelerin büyük avantajları var ve çok kaliteli çekimler yapılıyor. Fakat günümüzde teknolojinin gelişmesi tüm meslekleri olduğu gibi fotoğrafçılığı da farklı noktalara taşıdı. Analog makinelerde yükselen maliyet dijital makineleri cazip hale getirdi. Analog makinelerle çekilen fotoğrafın çıkışını beklemek heyecanlı bir süreç olsa da hataları ancak sonradan görebiliyordunuz. Oysa dijital makineyle çekilen fotoğrafı anında bilgisayara aktarabiliyor ve hatasını görebiliyorsunuz. Dijital makineler bize kusursuzluğu dayatıyor. Şimdilerde dia ya da analoğun çok çok üstünde dijital fotoğraf makineleri gelişti. Otuz yedi milyon piksel ya da daha üstünde çekim yapabilen makineler var. Bunlar çok çok yüksek kaliteli makineler. Artık dijitali küçümsemek mümkün değil. Dijitalin başka bir şeyle yerini değiştireceğini sanmıyorum. Özetle maliyet her soruna eşdeğer çözümler getiriyor.

Her meslekte olduğu gibi sizin mesleğinizde de yaşanan zorluklar vardır ama işinizi severek yaptığınızı anlamak çok da zor değil. Biraz da bu yönünüzden bahsedelim, deklanşöre basarken en çok zevk aldığınız kareler hangileri?
—Doğa fotoğrafı, çocuk fotoğrafı ve hayvan fotoğrafı çekmek çok hoşuma gidiyor. Ancak özellikle çocuk ve hayvan fotoğraflarında çekim yapmak çok da kolay olmuyor. Çünkü ikisinin de ne yapacağı belli değil çok çabuk sıkılabiliyorlar. Sabırlı davrandığınız zaman doğal ve lezzeti bol sonuçlar alıyorsunuz. Çocukların, yavru hayvanların ya da yaşlıların doğal hali fotoğraflarda fazlasıyla beliriyor. Tüm bu doğallığı gözlerine yansıyan ışıktan rahatlıkla görebilirsiniz.

Doğuda tarihin ve doğallığın gücü, batıda teknolojinin gücü etkin. Sizin gözünüzle baksak bize nasıl bir görüntü sunarsınız?
—Biz genelde bir öğeyi diğer bir öğenin önüne koyup ya güzelleştiriyoruz ya da çirkinleştiriyoruz. Her iki görselliği harmanlayıp farklı arka planlar elde ediyoruz. Eski bir arka plan nostaljik tat verirken modern bir yapıyla bütünleşen fotoğraf popüler bir tarz alıyor. Çekim yaparken sürekli bir fikir popülasyanu gerekiyor. Bir tarafı atıp diğer tarafı tercih etmek mümkün değil, ayrım yapılamıyor.

Bir Ağrı’lı olarak memleketinizi hangi fotoğraflarla anlatırsınız?
—Ağrı’da tarihi bir miras yatıyor. Doğubeyazıt ve İshak Paşa Sarayı, Ağrı Dağındaki meteor çukuru, Nuh’un Gemisi gibi doğal zenginlikleri görüntülemek inanılmaz bir zevk. Sadece tarihi yapı değil insanlarda fotoğraflara ayrı bir güzellik katıyor. Yaşlı kadınlar çocuklar fotoğraflanacak öğeler arasına giriyor. Aynı zamanda oradaki doğal yapı bozulmamış ve insanlar toprak damlı evlerde oturuyor. Kısaca Ağrı’yı böyle anlatmak mümkün.

Rötuş yapma konusundaki fikriniz ne? Çok kullanır mısınız?
— Mat bir kareyi çekmişsinizdir ve onu renklendirmek ya da canlılık kazandırmak adına yaptığınız şeylerden birisidir rötuşlamak. Bende fazlasıyla kullanıyorum. Bir nevi kusurları kapatmak adına uygulanır. Rötuşlama analoglara yetişmek adına yapılıyor diyebilirim. Analoglarda böyle bir şey yapmıyorduk çünkü filmin kalitesi buna eş değerdi, rötuşa izin vermezdi o canlılığın tadını verirdi. Rötuşun bir diğer nedeni ise insanların kusursuz görünme isteği. Yani şişmansa zayıf görünmek, burnu kemerliyse düzgün olmasını istemek ya da yanakları sarkmışsa toparlanmasını istemek gibi. Bir de insanların rötuşu kendi egosunu tatmin etmesi için fotoğrafın ve dijitalin bize sunduğu nimetlerden yararlanmak adına kullanıyoruz. Rötuşun fotoğrafı yüzde 98 değiştirdiğine inanıyorum. İnsanlar fotoğrafta sadece yüzde 2 kendisini görerek mutlu olur.

Bir diğer çalışma alanınız da grafik tasarım. Birazda bu yönünüzden bahseder misiniz?
— Grafiği anlatmak bana biraz zor geliyor çünkü fotoğraf gibi değil sizin ürettiğiniz bir şey. Renklerden, yazılardan oluşan ve sonrasında kâğıdın üzerinden baskıya geçirilen son safhada da elinize alıp kendinize iyi ya da kötü eleştirilerle yaklaştığınız bir olgu. Açıkçası farklı bir tasarım yapmak için kendinizi zorluyorsunuz. Elinizde bir fotoğraf bir de yazı var ve sizden onları bir şekle şemale sokmanız isteniyor. Tıpkı bir kaosu düzene sokmak gibi bir şey. Onun içinde büyük bir çaba gerekiyor. Sürekli beyninizle mücadele halindesiniz. Sürekli bir yapma bozma eylemi. Bir gün yaparsınız ertesi gün geldiğinizde “güzel değilmiş” der bozarsınız, biraz daha değiştirirsiniz. Grafik için renklerin kâğıt üzerinde leke olarak görülmesi ve o lekelere bir şekil vermek onlara anlam kazandırmak diyebilirim.

“Reklam dünyasında ilgi çekmek için kullandığınız yöntem önemli. Türün, kişinin ya da yaptığınız reklamın ne doğrultuda gitmesini istiyorsanız ona göre çalışmalar sergilemeniz beklenir. Ya sadeleştireceksiniz ya çok karmaşık yapacaksınız ya da renklendirip cafcaflı yapacaksınız. Reyonlarda gördüğünüz renkler yazı karakterleri ve benzeri birçok görsellik. Sizin ilginizi ne çeker? Evet, bir deterjanı alırken koklarsınız ama üzerindeki resimler çizgiler ya da grafikler sizi ne kadar yönlendirir”
Son olarak gerek fotoğrafçılık gerek grafik tasarımına ilgi duyanlara önerileriniz neler?
— Ben ne grafik konusunda ne fotoğraf konusunda belli bir eğitim almadım. Sadece temel öğeleri aldım. Kişi bir işe başladığı zaman onu sevmiyorsa yapacak hiçbir şey yoktur. Önemli olan onun sevebileceği bir şeylerin olmasıdır yani neyi sevdiğinizin farkında olmanız. Grafiker olmak için en az iki yılınızı, fotoğrafçı olmak için uzun yıllarınızı vermeniz, sürekli çalışmanız ve iyi bir para harcamanız gerekiyor. Bir ikincisi görmekle alakalı. Eskiden ustalarla fotoğraf çekmeye giderdik, onların bir önünde bir arkalarında dolaşırdık. Onlar gider bir dal çekerdi. O zaman “bunlar bizim göremediğimiz neyi görüyor” diye sorup dururduk. Yani eğer görmeye başlamışlarsa bu işi başaracaklarına eminim ama göremiyorlarsa daha çok çalışmaları gerekiyor.

Fotoğraflar: Nuro Aksoy Röportaj: Aytül Siner
aytulsinerhaber.blogspot.com (yalnızca başı)
Gizlilik Türü:
Açık: Tüm içerik herkese açıktır.

  • 0 Affection
  • 97 Photo Views
  • 8 Followers
  • 0 Following
  • Istanbul, Türkiye